Tayyip’in Şehit Edebiyatı!

Erhan Çakırlar | Perşembe, Mayıs 31, 2012 | 0 yorum

SEVGİLİ okuyucularım, Tayyip dün Meclis kürsüsüne yine çıktı, önündeki camdan yine bir nutuk okudu. Bu yazılı metinleri başkaları yazıyor, ona da önündeki camdan okumak düşüyor!

Bol bol şehit edebiyatı yaptı.

Şehitlerimiz, Türkiye gündeminin birinci konusu. Gün geçmiyor ki şehit cenazeleri kaldırılmasın. Gün geçmiyor ki kitleler bu cenaze törenlerinde iktidara karşı slogan atmasın, yuhalamasın, protesto gösterileri yapmasın.

Şehit haberleri artık kanıksandı.

Gazetelerde tek sütun haber olarak yer alıyor.

Hükümetin eli kolu bağlı, sadece seyirci!

AKP iktidarı 2002 yılında hükümeti sıfır terörle devralmıştı. Terörün kökü kazınmıştı. Bunların döneminde terör hortladı, her gün can yakıyor.

Şehit düşen subay, astsubay, uzman çavuş, er ve polislerimiz toprağa veriliyor, ertesi gün unutuluyor da, acaba geride kalan acılı aileleri ne yapıyor?

Can alıcı soru işte bu.

O acılı İnsanların sesi soluğu çıkmıyor.

Kendi içlerine gömülüyorlar, kimseyle konuşmuyorlar. Ama yitirdikleri fidanlarının acısı yüreklerine oturmuş durumda. Onlara sahip çıkan hiç kimse yok.

Hemen hepsine ölümden hemen sonra bir sürü palavra vaatlerde bulunuluyor, kanı yerde kalmayacak (!) edebiyatı yapılıyor ve ardından her şey unutulup gidiyor.

Acıyı ve perişanlığı onların geride kalan ana babaları, eşleri, çocukları yaşıyor.

Dün Ordu’dan, Yalçın Melikoğlu isimli okuyucumdan bir mektup aldım, özetliyorum:
“Biricik evladımız Kd. Üsteğmen Okan Melikoğlu’nu, 16 Mart 2012 günü Afganistan’daki helikopter kazasında şehit verdik.

Şehit diyorum ama meğer değilmiş!

Şehitler İkiye ayrılırmış, bizim evladımız harp malulü şehit imiş.

30 yaşında, hayatının baharında kaybettiğimiz evladımızın acısı sonsuzdur. Bunu ancak evlat acısı çeken bilir. Bu durumda devlet, geride kalan aile bireylerine iş vermiyor. Soruyorum, evladımızı Afganistan’a biz mi gönderdik, görev gereği devlet mi gönderdi? Helikopterin teknik arıza sonucu düştüğü söylendi. Başka bir söylenti ise roketatarla düşürüldüğü… Ne olursa olsun, evladımız bu vatan İçin gitti.Bizini aile olarak İçimiz yanarken, devlet sahip çıkmıyor. Bu durumda acuruz bir kat daha artıyor…”

Şimdi geçtiğimiz Mart ayına dönelim ve Afganistan’da düşen helikopter olayını bir anımsayalım.

Kaza 16 Mart günü oldu. Helikopterde dokuz subay, iki astsubay, bir uzman çavuş 12 kişiden hiç kurtulan olmadı.

Cenazeler Türkiye’ye getirildi, yapılan törenlerde yine nutuklar atıldı!

Melikoğlu’nun mektubunda ilginç bir ifade vardı: “Harp malulü şehit!”

Bunun ne olduğunu bilmiyordum ve dün araştırıp öğrendim

Meğer şehitlerimiz ikiye ayrılıyormuş: -Terörle mücadele şehidi… -Harp malulü şehidi…
Birinciler belli. Terörle mücadele ederken canlarını yitiren asker ve polislerimiz.
İkinci kesimin durumu ise farklıymış!

Birincilere sağlanan olanaklar onlara sağlanmazmış. Örneğin yakınları devlette işe alınmazmış. Yasa böyleymiş.

İlk kesime yakınlarından iki kişi için iş verilirmiş. 10 yıllık kira bedeli karşılanılmış, tazminat ödenilmiş.

İkincisinde tazminat varmış ama ne olduğu belirsizmiş, şehidin yakınlarına iş güvencesi ve kira bedeli yokmuş.

Bu durumu biraz daha irdeleyebilmek için şehit Üsteğmen Okan Melikoğlu‘nun eşinin durumunu araştırdım.

Ortaya çıkan tablo şöyle:

-Üsteğmen Afganistan’da şehit düştüğü için terörle mücadele şehidi sayılıryormuş.
- Bu yüzden eşine bugüne kadar sadece sekiz bin lira dışında herhangi bir emekli ikramiyesi. va da tazminat ödenmemiş.
-Ayda 1.200 lira dolaylarında bir maaş bağlanmış.
-Şu anda askeri lojmanda oturuyormuş ama kurallar gereği bir yıl sonra lojmanı boşaltması gerekiyormuş.
- Kendisine devlet tarafından iş verilmemiş.

Araştırmanın bu aşamasında karşıma İlginç bir olay çıktı. Şehit üsteğmen Ordulu, Hükümetin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da Ordulu.

Birbirlerini eskiden beri tanıyorlar.

(Ertuğrul’u biliyorsunuz. Geçmişin en hızlı solcularından, CHP Genel Sekreteri olarak görev yapmış biri. Sonra dönek oldu ve AKP’ye girip yükseldi, Bakan olmayı bile başardı!)

İşte bu Ertuğrul Günay. helikopter kazasından hemen soma Melikoğlu Ailesine başsağlığına gidiyor. Aileye güvence veriyor:

“Derhal emir vereceğim, rahmetlinin eşini bizim Bakanlığa aldıracağım.”

Olay soğumaya başlayınca, aile Ertuğrul’a yazılı ve sözlü ricalarda bulunuyor: “İş sözü vermiştiniz, bekliyoruz…” Bugüne kadar Ertuğrul’dan tık çıkmamış!

Birkaç gün önce, aynı doğrultuda şehit düşen bir başka askerin ailesi ile bağlantı kurmuştum. Daha doğrusu, o bana ulaşıp yakınmıştı. Dün arayıp bazı sorular sormak İstediğimde ‘Ne olur bizi bu işe karıştırmayın. Zaten haklarımız verilmiyor, soma bizden hesap sorarlar’ dedi.

Ne acıdır, insanlarımız işte bu duruma getirildi.

Şehit edebiyatının içyüzü işte bu…

Türkiye’de bunların döneminde başlatılan bir uygulama var. Herkes korkutuldu ve sindirildi ya, şehit ailelerine de aynı uygulama yapılıyor:

“Sakın konuşmayın, bildiklerinizi ve gördüklerinizi hiç kimseye anlatmayın. Aksi takdirde ikramiyenizi alamazsınız, size iş vermeyiz…”

PKK’nın elinde aylardır esir tutulan askerlerimiz, polisimiz ve bir de kaymakam adayımız var.

Terörde veya öteki olaylarda, hatta Afganistan’da şehit düşen, ancak hakları verilmeyen asker ve polis aileleri var.

Dikkat ediniz, hiçbiri konuşamıyor, ağzını bile açamıyor.
Korkutma olayı şehitlerimizin geride kalanlarına bile aynen uygulanıyor.
Kürsülere çıkıp Tayyip gibi şehit edebiyatı yapmak kolay!

Ancak işin cilasını biraz kazıdığınız zaman ortaya çıkarı tablo utanç verici.

Emin Çölaşan
Sözcü

İşte en düşük ve en yüksek memur maaşı

Erhan Çakırlar | Perşembe, Mayıs 31, 2012 | 0 yorum

Toplu sözleşme ile 2012 yılı için memurlara yapılan yüzde 4+4'lük zammın ardından en düşük devlet memuru maaşı 112 lira artarak bin 520 liraya yükseldi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkilileri, memurlar ile hükümet arasındaki toplu sözleşme görüşmelerinin tamamlanmasının ardından memurların yeni maaşlarını hesapladı.

Buna göre, bin 408 lira olan aile yardımı hariç en düşük memur maaşı, bu yılın Ocak ayı itibarıyla 55 lira artarak, bin 463 liraya yükseldi. En düşük devlet memuru maaşı ikinci altı ay için öngörülen yüzde 4'lük zam ile 1 Temmuz tarihinden itibaren 57 lira artarak bin 520 liraya yükselecek. Böylece aile yardımı hariç en düşük devlet memuru maaşında yıllık maaş artış tutarı 112 lira olacak.

Aile yardımı hariç ortalama devlet memuru maaşı mevcut durumda bin 804 lira. Ocak 2012 itibarıyla yüzde 4 zam oranı uygulandığında ortalama memur maaşı 70 lira artarak bin 874 liraya çıkacak. Bu dilimde yer alan memurların maaşı, ikinci yarıyıl için uygulanacak yüzde 4'lük artışla 1 Temmuz'da bin 947 liraya çıkacak.

Aile yardımı içermeyen en yüksek devlet memuru maaşı yüzde 4'lük zam oranıyla 377 lira artarak, 9 bin 662 liradan 10 bin 39 liraya çıkacak. Bu dilimde bulunan memurların maaşı 1 Temmuz'da da 392 lira artarak 10 bin 430 liraya ulaşacak. Böylece aile yardımı almayan en üst derecedeki memurun maaşında toplam 768 lira artış olacak.

Aile yardımı dahil memur maaşları

Aile yardımı dahil en düşük devlet memuru maaşı bin 633 lira. Toplu sözleşmeyle verilen yüzde 4'lük zam oranıyla bu grupta bulunan memurların maaşı 1 Ocak tarihi itibarıyla 64 lira artarak bin 696 liraya yükselecek, ikinci yarıyıl için yapılacak yüzde 4'lük zammın ardındansa 66 lira artarak bin 762 liraya çıkacak.

Aile yardımı dahil bin 894 lira olan ortalama memur maaşı da ocak ayı itibarıyla 74 lira artarak bin 968 liraya ulaşacak. Bu dilimdeki memurların maaşı Temmuz ayında ise 77 lira daha artarak 2 bin 45 lira olacak.

Aile yardımı dahil en yüksek devlet memuru maaşı 9 bin 886 lira. Bu yıl için kararlaştırılan yüzde 4 4'lük zam oranı uygulandığında en yüksek devlet memuru maaşı aile yardımı dahil 1 Ocak itibarıyla 386 lira artarak 10 bin 272 liraya, 1 Temmuz itibarıyla da 401 lira artarak 10 bin 672 liraya çıkacak.

AA

Üçüncü köprü

Erhan Çakırlar | Perşembe, Mayıs 31, 2012 | 0 yorum

Pek makbuldür üç...

vatan millet sakarya
at avrat silah
yol su elektrik
kulak burun boğaz
90 60 90
domates biber patlıcan
kestane gürgen palamut
göz gez arpacık
zincir takoz çekme halatı
fizik kimya biyoloji
eti eti eti
boş ol boş ol boş ol
iki dirhem bir çekirdek bile, üç.

*

Atos Portos Aramis mesela... Halbuki, Dartanyan da var. Ama, onu da sayarsan dört eder ki, kafamız karışır, aklımızda tutamayız.
Üç silahşörler denince...
Şırrak, birimiz hepimiz, hepimiz biliriz.

*

Mangalda kül bırakmayız...
Breh breh breh.
Şaşarız, vay vay vay.
Alkışlarız, şak şak şak.

*

E hat trick itibariyle...
İki köprü bünyede rahatsızlık yaratıyordu.
Üçüncüsü şarttı.
İhalesi tamamlandı.
Bi ismi eksik kaldı.

*

Müteahhidi İtalyan olduğuna göre “Veni Vidi Vici” köprüsü desek, sezar’yene gıcığız, olmaz.

*

“Yetmez ama evet” köprüsü desek...
Hele bunu bitirelim hayır’lısıyla.
Gerisini düşünürüz sonra.

*

Olan biteni görmeyen duymayan konuşmayan’ları onurlandırmak için “üç maymun” köprüsü desek, ağzını kulağını tıkayıp oturur oturmasına da, direksiyon bu...
Gözünü kapatarak nasıl geçsin?

*

Hazır Boğaz’ı başka tarafa taşıyorken “Cebesiz Tarık köprüsü” desek?
Tarık kim, niye cebesi yok filan...
İzah ederken sıkıntı yaşanır.

*

Yarın öbür gün satması kolay olur diye Sülün Osman köprüsü desek, yanlış anlaşılır.



Altından gemicikler geçecek, minimalist yaklaşıp “köprücük” desek, yakışık almaz.

*

İyisi mi...
“En az üç” olsun ismi.


Yılmaz Özdil
Hürriyet

Suriye'yi iç savaşa sürüklüyorlar

Erhan Çakırlar | Perşembe, Mayıs 31, 2012 | 0 yorum

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Birgül Ayman Güler, ''Dünyanın egemen siyasetinin basını, yalan yanlış bilgilerle dünya halklarını kandırmaya devam ediyor. Ama ne yazık ki görüyoruz emellerine büyük ölçüde eriştiler ve Suriye'yi adeta bir iç savaşa sürüklüyorlar'' dedi.

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı.

Güler, düzenlediği basın toplantısında gazetecilere toplantıya ilişkin açıklamalarda bulundu ve sorularını yanıtladı.

MYK'de Parti Meclisi'nin (PM) 7 Haziran Perşembe günü toplanması kararı alındığını belirten Güler, PM'de yönetmeliklerle büyük kurultayın tarihinin görüşüleceğini bildirdi. Güler, gençlik ve kadın kurultaylarının da büyük kurultay öncesi toplanacağını, ayrıca 16 Haziran Cumartesi günü Zonguldak'ta tutuklu milletvekillerinin durumuna dikkati çekmek üzere ''Emek, Özgürlük ve Demokrasi Mitingi'' düzenleyeceklerini söyledi.

MYK'de Suriye'deki gelişmelerin de ele alındığını ifade eden Güler, şöyle dedi:
''Dünya medyası, özgür basın olarak değil, egemen siyasetin basını olarak çalışıyor ve Suriye'ye ilişkin gerçek dışı görüntüler ve haberlerle dünya halklarına ihanet ediyor. Bugün hala dünyanın egemen siyasetinin basını yalan yanlış bilgilerle dünya halklarını kandırmaya devam ediyor. Ama ne yazık ki görüyoruz emellerine büyük ölçüde eriştiler ve Suriye'yi adeta bir iç savaşa sürüklüyorlar.''

Birleşmiş Milletler'in de harekete geçmesini ve dünyadaki işgalleri durdurmak için adım atmasını isteyen Güler, AKP iktidarına da Türkiye'nin çıkarları ve komşu ülkelerde barışın korunması temelinde hareket etmesi uyarısında bulunduklarını söyledi.

Toplu sözleşme görüşmeleri

Hükümet ile kamu çalışanları arasında yürütülen toplu sözleşme görüşmeleri süreci ve açıklanan zam oranının da MYK'de değerlendirildiğini kaydeden Güler, ortaya çıkan tabloda en düşük ücretli memurun alacağı aylık artışın 8 lira olduğunu belirtti.

Temel tüketim maddelerine gelen zamlar düşünüldüğünde bu miktarın iktidarın işçiden, memurdan, emekliden yana olmadığını gösterdiğini ileri süren Güler, Memur-Sen'in süreçteki yaklaşımını da eleştirdi. Güler, sürecin Memur-Sen'in hükümetin güdümüne girdiğini gösterdiğini savundu.

Güler, THY çalışanlarının iş yavaşlatma eyleminin de MYK gündeminde ele alındığını belirterek, çalışanların eylemini desteklediklerini, CHP'nin sendikasızlaştırmanın karşısında olduğunu belirtti.

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Güler, bir soru üzerine CHP'nin terör sorununa çözüm önerileri kapsamında Genel Başkan Yardımcıları Faruk Loğoğlu ve Sezgin Tanrıkulu'nun yarın TBMM Başkanı Cemil Çiçek'i ziyaret edeceklerini bildirdi.

Güler, CHP'nin önerilerinin parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerin liderleriyle de paylaşılmasına karar verdiklerini söyledi.


AA

Başbakan'ı eleştirdi işine son verildi

Erhan Çakırlar | Perşembe, Mayıs 31, 2012 | 0 yorum

"Özür açıklanmaz, özür dilenir" başlığıyla Başbakan Tayyip Erdoğan'ı eleştirdiği yazısı nedeniyle Ali Akel'in Yeni Şafak'taki işine son verildi. Akel twitter hesabında "16 yıl sonra Yeni Şafak Gazetesi ile yollarımız ayrıldı. Yuvamdan ve arkadaşlarımdan ayrı bırakıldığım için üzgünüm, ancak vicdanım rahat" diye yazdı.

Akel, 25 Mayıs 2012 tarihli yazısında Başbakan Erdoğan'ın UIudere katliamı için 'özür' dilememesini şöyle eleştirmişti:

"Roboski (Uludere) katliamının ardından altı aydır süren bir soruşturma var. Faciaya giden yolda yetkilendirmenin, yetki kullanımının, ilgili kurumlar ve sorumlulukları belli olduğu halde, Allah aşkına sayın Başbakan, söyler misiniz ne koydunuz yüreği kanayan annelerin önüne! "Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık" diyorsunuz. Allah aşkına, söyler misiniz hangi hatayı açıkladınız!.. Allah aşkına, açıklar mısınız? "Özrü de açıkladık" derken, ne demek istiyorsunuz... Özür diliyorsanız, Kasımpaşalı gibi ortaya çıkın ve deyin ki: "Evet, bir hata yaptık. Hem de öyle bir hata yaptık ki, bu hatamız bizi mezarımızda bile rahat bırakmayacak!.. (...) Sizler konuştukça vicdanlarımız kanıyor. Bir şey söyleyecekseniz doğrusunu söyleyip, gereğini yapın. Ya da ebediyete kadar susun. Allah aşkına, susun!.."

'Üzgünüm ancak vicdanım rahat'

Ali Akel bu sabah Twittar’a yazdığı açıklamada 16 yıldır çalışmaktan onur duyduğu Yeni Şafak’la bağlarının tamamen koptuğunu duyurdu.

İşte Akel'in twitter'a yazdıkları:

"Yeni Şafak'taki son yazılar üzerine gazetem ile yollarımizı ayırmak zorunda kaldık. Veda satırlarimı sizlerle paylaşmak istiyorum. 16 yıl... Muhabirlik, haber müdürlüğü, yazı işleri müdürlüğü ve son beş yıldır da Washington temsilciliği. 16 yıl boyunca, yüklendiğim tüm bu görevlerden onur duydum, onurla yerine getirdim. ..ve 16 yıl sonra Yeni Şafak Gazetesi ile yollarımız ayrıldı. Yuvamdan ve arkadaşlarımdan ayrı bırakıldığım için üzgünüm, ancak vicdanım rahat. Hepsini anlıyorum... Patronlarımı, yayın yönetmenimi, kardeş bildiğim çalışma arkadaşlarımı, hepsini. Hepsini anlıyorum çünkü, zor zamanlar vardır ve biz bugün her zaman olduğundan daha da zor bir dönemden geçiyoruz. Böyle dönemlerde konuşmanın, yazmanın bedeli vardır. Birileri her zaman bu bedeli öder. Bugün, bu bedeli ödediğim için de onur duyuyorum. Çünkü yanlışı değil, doğruyu söylediğime inanıyorum. Nerede olursak olalım, kime çalışıyor olursak olalım, hangi düşünce dünyasına ait olursak olalım... Doğru değişmez, her yerde söylenmeli ve yazılmalı. Türkiye’nin bir korku imparatorluğu olduğuna inanmıyorum, ama gazeteciler haber yapmaktan korkarsa, yazarlar yazmaktan çekinirse... Aydınlar konuşmaz, sanatçılar susarsa... İşte o zaman yaratılmak istenen bu korku imparatorluğunun duvarına bir kiremit de biz koymuş oluruz. Roboski (Uludere) ile başlayan ve Roboski ile sona eren kısa bir veda yazısı bu. Ayrılık vakti geldi, çattı. Ben hakkımı helal ediyorum, siz de hakkınızı helal ediniz. Türkiye, er ya da geç, bir gün, insanların özgürce yaşadığı bir ülke olacak."

'Uludere yazımla ilgili tartışmalar doğal ama...'

Ali Akel gazeteden ayrılacağı haberleri üzerine Twitter hesabında şunları söylemişti: "Yazılanlar yanlış, gazetede yazmaya devam edeceğim" demişti.Bazi medya sitelerinde son yazilarimdan dolayi isime son verildigine dair haberler yayinlanmaktadir. Gercekle ilgisi yoktur. Haberin muhatabi olarak benden, kurumsal olarak gazetemden dogrulanmadan boyle bir haberin yayinlanyanlara teessuf ediyorum. Uludere gibi hassas bir konuda yazim uzerine yapilan tartismalari dogal karsiliyorum. Benden ya da gazetemden bu yonde bir aciklama olmadikca konu ile ilgili haberle ltfn itibar etmeyini Medyafaresi sitesi yetkilisi aradi. Gerekli aciklamayi kendisine de yaptim. Haberini yazilarina son verildi diye degistirmislerdi. Buradan bir kez daha soyluyorum. isimin basindayim, yazilarima son verilmis de degildir. Bu nasil haberciliktir boyle! "Yazilari nedeniyle gazete yonetiminden sert tepki ile karsilasti.Yeni Safak kosesini kapatti!" Hayret! Bu haberi yapanlari tekrar aramayi dusundum ama en iyisi galiba aciga konusmak. Boyle bir sey yok dedigim halde.... Bu sekilde yayin yapmak istismardir, habercilik degildir. Yakismadi, yakismiyor. Lutfen bu istismara son verin artik."


Cumhuriyet

Nükleer zararsızmış!

Erhan Çakırlar | Perşembe, Mayıs 31, 2012 | 0 yorum

Türkiye'nin nükleer enerjiye ihtiyaç duyduğunu söyleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, karşı çıkanları "ideolojik" tutum almakla eleştirerek, nükleer enerjinin insan yaşamına zararının "adeta yok edildiğini" ileri sürdü. Erdoğan, "Japonya'da bir olay yaşandı diye bütün insanlığı farklı yerlere taşımanın anlamı yok" dedi.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun (TAEK) Ankara Kazan'daki Proton Hızlandırıcı Tesisi'nin açılışında konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tesisin en başta sağlık alanında yapılacak çalışmalarda önemli faydalar sağlayacağını söyledi. Tıpta kullanılan bazı tanı aletlerinde radyo izotopların kullanıldığını belirten Erdoğan, "Bunlardan sadece flor 18 denen maddeyi Türkiye kendisi üretiyor. Diğerleri hep yurt dışından büyük bedellerle ithal ediliyor. biz bunlara yıllık 10 milyon dolar ödüyoruz. biz şimdi bu tesiste bu maddeleri kendimiz üreteceğiz. İleride bu maddeleri ihraç etmeye de başlayacağız" diye konuştu.

Proton hızlandırıcı tesisin sadece sağlık alanında üretim yapmayacağını, bununla birlikte Ar-Ge, eğitim ve bilim alanlarında bir okul ve bir laboratuar işlevi göreceğini ifade eden Erdoğan, Türkiye'nin ilk hızlandırıcı teknolojisine sahip araştırma merkezi olan tesisin nükleer fizik araştırmaları, elektronik araştırmaları, hatta uzay araştırmalarında kullanılacağını ifade etti. Erdoğan, Türkiye'nin yükselen bir büyüme grafiği sergilediğini, buna karşın mevcut kaynaklarla yetinerek 2023 hedeflerine ulaşmanın mümkün olmadığını söyledi. Milli gelir, ihracat, yatırımlar, turizm gelirleri kadar eğitime, bilime, araştırma ve geliştirmeye markalaşmaya daha fazla ağırlık verilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, gelişen ülkelerin enerji ihtiyacının artacağına dikkat çekti.

Türkiye'nin büyümenin en önemli ihtiyaçlarından olan "enerji" konusunda çözümler üretmek zorunda olduğunu kaydeden Erdoğan, ekonomi büyüdükçe, elektrik tüketimi, doğalgaz, petrol kömür tüketiminin arttığını, ülkelerin refah düzeyinde artışın ve büyümesinin enerji tüketimiyle de doğru orantılı olduğunu vurguladı. Enerji tüketimi fazla olan ülkelerin güçlü ve büyük ülkeler olduğunu söyleyen Erdoğan, "Enerji kaynaklarımızı çeşitlendirmemiz de gerekir. Sadece termik, hidro-elektrik santralleriyle yürüyemeyiz, ithale mahkum olduğumuz doğalgazla yürüyemeyiz, bize nükleer de lazım" diye konuştu.

"Bir olay yaşandı diye farklı yerlere taşımanın anlamı yok"

Konuşmasının kalan kısmında nükleer enerjinin güvenli olup olmadığı ile ilgili tartışmalara yer veren ve başka ülkelerde yapılan nükleer enerji üretimleriyle ilgili değerlendirmelere yer veren Erdoğan şunları söyledi:
"Bazı yerlerde farklı isimler altında ideolojik yaklaşımlarla nükleer enerjiye karşı tavır takınanlar oluyor. Açık söylüyorum, bizim hedefimiz önce insandır. İnsan refahı için atmamız gereken adımları atacağız. Artık nükleer enerjide insan hayatını tehdit eden unsurlar adeta yok edilmiştir. Ölçümlerine varıncaya kadar adeta sıfırlanma noktasına gelmiştir. Artık 20-30 yıl öncesinin Nükleer enerji santralleri kurulmuyor. Japonya'da bir olay yaşandı diye bütün insanlığı farklı yerlere taşımanın anlamı yok."

"Dışa bağımlılıktan kurtulacağız"

Bir yandan enerji tüketimi artarken, bir yandan da dünyada enerji fiyatlarının yükseldiğini belirten Erdoğan, "Biz enerjiyi ucuza mal edip halkımıza ucuza satmamız gerekiyor. Nükleer santral inşa ederek hem ucuz elektrik üreteceğiz dışa bağımlılıktan önemli oranda kurtulacağız hem de karbon salınımını azaltarak çevreyi güçlendirmiş ve o oranda da kullanmış olacağız" diye konuştu.

"2023'e kadar 3 nükleer santral"

2023 yılına kadar iki nükleer santrali üretime geçirmeyi planladıklarını, Akkuyu ve Sinop santralleri dışında üçüncü bir santralin inşaatına da bu sürede başlamayı planladıklarını ifade eden Erdoğan, 2023 yılında kurulu gücün yüzde 10'unu bu santrallerle karşılamak istediklerini söyledi. Erdoğan, santrallerin yapım süreçleriyle ilgili olarak, "Rusya ile Mersin Akkuyu'daki santral için antlaşmayı imzaladık. Sinop'taki santral için de Japonya, Güney Kore, Çin, Kanada gibi ülkelerle müzakereler devam ediyor" dedi.

"Kapısında otursanız zararı yok"

Nükleer santraller konusunda "kamuoyunu yanıltmaya dönük bazı yanlışlar" da olduğunu kaydeden Erdoğan, şu bilgileri paylaştı:
"Dünyada çalışan 436 nükleer santral var. 61'i de inşa aşamasında. Fransa elektriğinin yüzde 77'sini, Rusya 18'ini, ABD yüzde 19'unu, Güney Kore yüzde 35'ini bu yolla üretiyor.Bugüne kadar dünyada 3 kaza yaşandı ve bu kazalardan büyük dersler alındı. Tedbirler iyi alınırsa, güvenliği hassasiyetle sağladığınızda nükleer santral hiçbir tehlike içermiyor. Bir yıl boyunca 24 saat nükleer santralin kapısında otursanız, ben bunu bilim adamlarının bize verdiği bilgiler ışığında söylüyorum, bir uçak yolculuğu kadar radyasyon almazsınız. Bu kadar açık ortada."

"İran'a nükleer desteği"

Konuşmasında, Ermenistan'ın Türkiye sınırına yakın nükleer santraline ve uluslararası ortamda devam eden "güvenli ve barışçıl nükleer enerji" tartışmalarına da değinen Erdoğan, nükleer enerji üretimi konusunda çifte standartlı yaklaşımları da eleştirdi ve şunları söyledi:
"Burada şunu da ifade etmek durumundayım. Iğdır sınırında 16 km uzaklıkta Ermenistan'da bir nükleer santral var. Üstelik gerekli güvenlik tedbirleri alınmamış, 32 yaşında ve etrafa tehlike saçıyor. Biz uluslararası toplantılarda bunun dile getiriyoruz ve tedbirinin alınmasını istiyoruz. Ama bakıyorsunuz, kendisinde nükleer olan, başkasına bunu hak görenler çıkıp komşumuz İran'ı eleştiriyor. Her ülkenin nükleer enerjiden istifade hakkı vardır. Ama hakkaniyeti gözeteceksiniz. Siz Ermenistan'da yeterli güvenlik önlemi olmayan santrali görmeyeceksiniz, siz İsrail'in nükleer faaliyetlerini görmeyeceksiniz ama öbür tarafta İran üzerinden kriz çıkaracaksınız. Bu adalet değildir, hakkaniyet değildir. Her ülkenin emniyetli şekilde ve barışçıl amaçlarla nükleeri kullanma hakkı vardır. Emniyet tedbirlerini alarak bunu biz de kullanacağız. Barışçıl amaçlarla kullanmak isteyenler de bundan yararlanacak ve biz bu hakkaniyeti savunacağız.Bu tesis sağlık, eğitim bilim kadar nükleer enerji konusunda da çok önemli bir merkez olacak."


ANKA

Darbe Komisyonu'ndan önemli davetler

Erhan Çakırlar | Perşembe, Mayıs 31, 2012 | 0 yorum

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, belirlediği 180 isimden öncelikle Numan Esin, Ahmet Er, Süleyman Demirel, Raşhan Ecevit, Hüsamettin Cindoruk ve Ahmet İsfan'ı dinleyecek.

Komisyon toplantısının ardından TBMM'de bir basın toplantısı yapan komisyon sözcüsü İdris Şahin, kurulan 3 alt komisyondan gelen talepler doğrultusunda 180 isim belirlendiğini ifade etti. TBMM adına 11 uzmanın kurumlarından görevlendirmek üzere isteneceğini de belirten Şahin, "1960, 1971, 1980, 28 şubat, 27 Nisan olmak üzere 3 Alt komisyonlardan toplam 180 isim belirlendi. Bunlardan bazıları ortak isimler bu yüzden öncelikli olarak 6 isim belirlendi. Bu isimler 3 alt komisyonunda dinlemeyi talep ettiği ortak isimler. Bu yüzden öncelikle davet edeceğiz" dedi.

Belirlenen isimlerle önümüzdeki hafta komisyon başkanı Nimet Baş'ın görüşeceğini ifade eden Şahin, "Ortak isimler olduğu için ana komisyonda bilgilerine başvurulacak. İstedikleri zamanda burda yada ikametlerinde kendilerinin bilgilerine başvuracağız" diye konuştu. Şahin, ayrıca komisyonun bir yaptırımı olmadığını hatırlatırken, "Biz millet adına Meclis adına davet edeceğiz. Katılıp katılmamak onların bileceği şeydir" dedi.


ANKA

Kürtaj yasağı haziranda Meclis'te

Erhan Çakırlar | Perşembe, Mayıs 31, 2012 | 0 yorum

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, kürtaj ve sezaryen konusunda, "Bilim ne diyorsa o olacak" dedi. Sağlık Bakanı Recep Akdağ da kürtaja yasak getiren kanun tasarısını Haziran'da Meclis'e taşıyacaklarını söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başlattığı "kürtaj ve sezaryen" tartışmalarına Bakanlar da katıldı.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Şahin, "Kürtaj ve sezaryen konusunda bilim ne diyorsa o olacak" dedi.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise, Sağlık Bakanlığı'nın bir çalışma içinde olduğunu belirterek, "Onu bir görelim" dedi.

Kürtaja yasak haziranda

Sağlık Bakanı Recep Akdağ da konuyla ilgili şöyle konuştu:

"Kişisel yaklaşımım, prensip olarak gerekmedikçe, tıbbi gereklilik olmadıkça kürtaj yapılmamasıdır. Önümüzdeki ay içerisinde bu çalışmaları Bakanlar Kurulu'na yetiştirmeyi planlıyoruz. Ondan sonrası Bakanlar Kurulu ve Meclis'in işi."

Akdağ ayrıca, sezaryenle ilgili şimdiye kadar birçok yaptırım uyguladıklarını belirterek, "Bir takım başka yaptırımlar ya da tedbirler alabiliriz. Örneğin tıbbi gereklilikler dışında kadının mutlaka normal doğuma öncelikle iknasını isteyebiliriz. Tıbbi gereklilik yoksa onun normal doğuma ikna edilmesi için bir süreç tarif edebileceğiz. Bunun üzerinde çalışıyoruz" dedi.


Cumhuriyet
 
Support : Güncel Haber | Özel Haber | Gündem Haber
Tüm Hakları Saklıdır © 2011. Sözcü Haber - İnternet sitemizde yapılan yayınlar 5651 sayılı yasa kapsamındadır. Yayınlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yayın sahibine aittir.
Sözcü Haber İletişim
İçerik Hakkımızda